Yüksel TAŞKIN
Yukarıda Türkiye siyasetinde etkin olan ve devlet içerisinde de belirli bir ağırlığa sahip aktörleri sıraladım. AKP iktidarından önce, MHP’lilerin ve Gülencilerin devlet içinde belirli bir ağırlıkları vardı. Gülenciler ve MHP’liler, devletteki CHP’li kadrolar karşısında yan yana gelebiliyorlardı.
AKP öncesinde iktidara gelen merkez sağ partiler de, Ülkücü kadroları özellikle sol Kemalistlere karşı kullanma eğilimindeydiler. Bu nedenle merkez sağ liderlerle Ülkücüler ve Gülenciler arasında hep bir işbirliği kültürü olagelmiştir. Gülencilerin, Milli Görüş hareketine göre daha milliyetçi olmaları da bu yan yana gelişleri kolaylaştırıyordu.
AKP, “Milli Görüş gömleğini çıkardım” diyerek iktidara geldiğinde, devlette kadrolaşma arayışına girdi. 1980’leri radikal İslamcı olarak tecrübe eden kuşaklar, AKP’yle beraber devlete yerleştirilirken, bu konuda en fazla tecrübeye sahip Gülenciler de önemli bir ağırlık kazandılar. İslamcılar ve Gülenciler devlette yol alırken; MHP’liler, merkez sağ kökenliler ve Kemalistler irtifa kaybetmeye başladılar.
Merkez sağ olduğunu iddia eden bir parti iktidarında ilk defa Ülkücülerden istifade edilmiyordu. AKP’nin kendi entelektüel fidanlığı ve Gülencilerden aldığı kadro desteği sayesinde, devlette yeni bir iktidar yapılanması şekilleniyordu. AKP-Gülenciler ittifakı 17 Aralık’ta açık biçimde sona erene kadar bu böyle sürdü.
Ülkücüler, devlette varlıklarını korumalarına rağmen pasifize edilirken, en büyük tasfiye Kemalistlere yapıldı. Bugün itibarıyla bazı lokal kümelenmeler dışında Kemalistlerin devlette bir ağırlıklarının kalmadığını iddia edebiliriz. Bu noktada “ya Ordu?” diye itiraz edenler olabilir. Türkiye çok önemli güvenlik meselelerine maruz kalmadığı sürece Ordu’nun iktidar denklemine yeniden girebilmesi zor, ama imkânsız değil.
Çözüm Süreci’nin sekteye uğraması ve yeniden bir iç savaşa yuvarlanmamız durumunda, 90’ların Milli Güvenlik Devleti zihniyeti hortlayabilir. Ancak böyle bir durumda Ordu, AKP’yle sürdürdüğü gönülsüz işbirliğini sorgulayarak, başka ittifaklara yönelebilir. Böyle bir arayışın olabilmesi için, mevcut partiler arasında müttefik bulunabilmesi de yeterli olmaz. Devlette ağırlığı olan Gülenciler ve Ülkücülerle ittifak kurmanın artı ve eksileri de hesaplanır. Demek ki Çözüm Süreci’ni sonlandırmak, BDP’liler kadar AKP’liler için de büyük bir risk barındırıyor. Aslında bu risk CHP için de geçerli.
Çözüm Süreci sekteye uğrasa da uğramasa da CHP’nin konumunun çok kilit olduğunu düşünüyorum. Meseleyi açmak adına CHP’nin içerisinde olabileceği iki formül düşünelim:Gülenciler + MHP + CHP <AKP + BDP/HDP + CHP. AKP liderliğinin otoriterleşmesi, partinin temsil ettiği sosyolojik tabanın dinamikliğini yok etmez. Dikkat edilirse, iki seçenek içerisinde de CHP olabilir. Bana göre CHP’nin birinci tarafta, statükocularla beraber konumlanması, siyasi intiharını da beraberinde getirecektir.
Bazı CHP’liler, devletten neredeyse tamamen tasfiye edildikleri hâlde, hâlen devlet gibi konuşuyorlar. Ne var ki bu pozisyondan kazanabilecekleri bir şey yok. CHP’nin Türkiye partisi olabilmesi için Kürtler ve mütedeyyinlerle de bağ kurabilmesi gerekiyor. Ancak böyle bir konumlanma, “otoriterleşmeye devam” diyebilecek AKP’ye karşı, mütedeyyinlerin CHP’yi destekleyebilecekleri bir ortamı yaratabilir. Mevcut CHP’nin bu güveni vermesi çok zor. Öte yandan CHP, ikinci tarafta konumlanmayı başarırsa, yeni Türkiye’nin muhtaç olduğu anayasanın yazılmasında da etkin olabilir.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017